İstemeden
ayar üstüne ayar verdiğim bir hikaye anlatayım sizlere.
Kışın en soğuk böyle iliklere buz bastıran zamanlarıydı ayy
yazarken üşüyüverdim. Her neyse yakın bir arkadaşım var. Saygı duyduğum minnoş
bir ilişkisi vardı. Erkek tarafının da arkadaş grubuyla tanışacağımız bir gün
organize ettik. Klasik bir nargile cafe işte, toplanıldı kivi çayları şeftali
kavun limon nane ne çeşit olursa nargileler fokurdatıldı.
Hikaye nin asıl adamı ismini
"kabasakal" koyalım.
Öyle bir arkadaş vardı aralarında sohbet
ediyoruz. Kız tarafı olarak kızımızın iyiliğini hoşluğunu anlatıyoruz vs vs. Bu
kabasakal beyefendi beni kesip kesip duruyor e haliyle bende o zamanlar bekar
bir kızım kulaç atmaya alan varken yardırayım dedim bakıyorum bende bön bön sonra
minnoş çiftimizin yıl dönümüydü hafta sonu pasta keselim dedik anlaşıldı
edildi. Hafta sonu geldi kutlamamız oldu etti derken mekandan sıkılıp Avm turu
yapalım dedik (aman çok yaratıcı bir fikirmiş kesin benden çıkmıştır) yemek
falan yedik orda sanırım bu arkadaşa ısmarlatmıştım.
Yemek
sohbet derken yanımda oturan kabasakalla biz yakınlaştık. Haliyle durup
dururken koluma girmeler bana bakarak konuşmalar espri yapmaya çalışmalar bende
ufaktan hoşlanmadım değil. Neyse akşam oldu vakit geldi eve gideceğiz. Kız tarafı olarak eve her zaman topuklarımız
popomuza değerek yetişirdik. Ayrılırken telefonlar alındı. Klasik ilk buluşma
yalanını da yapıştırdı kabasakalımız "eve gidince haber ver" bende ne
büyüleniyorsam ağzından çıkan direk "övö gödöncö hobor vor" işte ne
var bunda geri zekalı kızım. Neyse ben eve gittim ama haber ver me
(verdim)
Yaklaşık üç gün “Ne yapıyorsun, iyiyim sen” tarzı konuşmalar
geçti aramızda üçüncü akşam itiraf geldi "senden çok hoşlandım ileriye
gitmesini istiyorum." Tam konuşmayı hatırlayamam şimdi ama böyle bir şeydi.
Bende bunu bekliyormuşçasına kendimi ağırdan satarak bende boş değilim içeren
bir konuşma yaptım ama adını koymadık tabi bir ilişki yok ortada. Sabah oldu
bana tuğla gibi bir mesaj gelmiş. Olamaz ilk sabahtan tuğla gibi günaydın
mesajımı atılır diye heyecanlanırken.
" Yapamam işte beceremem bağlanamam ben seni üzmek
istemem" tadında bir aforizma gelmiş mesaj içeriğinde.
Dedim tamam sıkıntı yok hoşcakalınız.
Bir yıl sonra...
Başka güzel başlayıp kötü biten ilişkimin ardından yeni heyecan
arayışındayım. Arkadaşlarım sağ olsun beni yalnız bırakmıyorlar o sırada.
Arkadaş grubumuzdan birinin doğum günü bizde istiklalde müessese ayarlamışız
particilik böyle kop kop neyse toplanalım diye gruptan esnaf olan kardeşimizin
dükkanın da toplandık ki ne göreyim kabaların kabası kabasakal karşımda oda
görünce şaşırdı haliyle
" Ah! Canım, nerden tanışıyorsunuz bende
müşterisiydim arkadaş olduk şimdi de parti varmış çağırdı geldim"
Bana neden açıklama yaptığı hakkında fikrim
yokken aklıma pantolon ve bluz stilimden mini etek stilime atlamış olan o an ki
halim geldi dedim etek sen nelere kadirsin yürü kızım.
"
Seni gördüğüme sevindim gidelim hep beraber"
Diye
idare etmeye çalışıyorum ama bir yandan iğreniyorum heriften.
" Partide
eşin olmamı ister misin" dedi. Kulağıma esnafcığım eğilip
" Kanka eski sevgilinde geliyor bu
kabasakalı iyi değerlendir" dedi.
Aslında
hiç öyle kızlardan değilimdir ama bu karşımdaki de hak etmedi değil. Neyse
velhasıl kelam kalktık partiye gittik. Oturuyoruz locamızda (kesin locadır o.) içeriye tarafından defalarca
aldatmış olduğum eski sevgilim giriverdi. Yanımdakilerle selamlaştı beni
görünce apışıp kaldı. Ay sanki ben bağcılar bebesiyken etiler kızı oldum da bu
ne şaşırma beni aldatma sebebi bakımsız oluşumdu 2 damla boya sürdük bir etek
giydik diye Victoria Secret Minikler’ den bonservis almadık ya. Bu böyle
bakınca yanımdaki kabasakalında erkeklik damarları kabardı herhalde “Ne
bakıyorsun birader?” bakışını gördüm gözünde. Tatsızlık çıkmadan uzaklaşan eski
sevgilim bütün akşam bana baktı durdu o ayrı mesele. Gelelim asıl konuya
kabasakal telefonla konuşacağım diye kırk beş dakika kadar yok olunca dedim dansa
kalkayım. Çok muhabbetim olmadığı ama tanıdığım bir arkadaş olan Karan’a kaş
göz yaptım. Dansa kalktık. O sırada da kabasakalımız call center görevini
tamamlamış, gelmiş beni izliyormuş.
Konuyu dağıtmadan ayarlarımızı sıralayalım
1. Aldatan eski sevgiliyle "bıraktığın kıza dön bir bak
istedim" ayarı.
2. Fol ve yumurta ortaya çıkmadan " ben bağlanamam"
sloganı atan kabasakala ben kimseye ait değilim ayarı.
Diğeri yolda her neyse bu beni tuttu kolumdan çıktık dışarı
bağırıyor bir şeyler diyor ama dinlemediğim o kadar belli ki hatırlamıyorum.
Şuursuz sen kimsin ki bana hesap soruyorsun demedim. İdare ediyorum. Sanki
vereceğim asıl ayar içime doğuyormuş gibi. Neyse ki gece çokta sorun çıkmadan
bitti evlere dağıldık.
Karakterimin beni en eğlendiren ama en yoran özelliği kalbimi
kırmış bir flörtüm varsa ondan mutlaka intikam almaya çalışmak. Tüm bu
hadiselerin yaşandığı dönemde daha önce canımı yakmış kabasakal, gammazcı gibi
olan bir kask kafalıdan intikam alacağım diye oturduğu semtte sazan avındayım.
Sazan diye altın gluklayan balık buldum koydum rehbere.
Konuşuyorum
bir yandan onunla aramız iyi doğum günü için benden kendi fotoğrafını wallpaper
yapmamı istedi. Erkekler gerçekten “Bu kız benim yanaşma.” Furyasını atın bir
kenara.
Ne alaka
bilmem yaptım bende ne olacak diye. Kız avlamanın bir sanatı olsa gerek.
Stratejisini sevdiğim kızın önce gözüne hitap ettiriyor ki kendini göze
alıştırsın. Helal olsun. Her neyse bir yandan da kabasakal bana yürüyor
istemedikçe yürüyor da yürüyor. 14 Şubat’a yaklaşan zamanlardı. Kabasakal
tutturdu sana hediye alacağım gel gel gel sen seçeceksin gel gel gel hayır
dedikçe alacağımda alacağım. Gel dedim tamam sen kaşındın. Gittik “Feneriuma” bakıyorum
oda arkamdan “Bu güzelmiş canım, bu çok iyi canım, bu sana yakışır canım.” dedim
ulan hepsi yakışır Fenerbahçe’den bahsediyoruz burada. Aldım bir “Sweatshirt”
elime (bak inadına vazgeçmemişim natural
kişiliğimden) bu olur dedim. Bu sefer tutturdu illa dene dene dene kabine gir
gir gir bu arkadaş bir şey dedim mi yaptırmadan susmuyor o kadar inat lanet bir
şey dedim tamam. Al dedim şu telefonu tut.
Kız sen salak mısın adam sana hediye alıyor kaleyi fethetmek
için Fenerbahçe den girmeye çalışıyor burada sen git altın gluklayan balık
wallpaper lı telefonu eline ver kabasakalın. Ben kabindeyken Samsung
telefonların o lanet ıslıklı bildirim sesi geldi. Ben hiç düşnmüyorum ama
telefona bakar diye “Sweatshirt” denemek çok uzun sürüyor sanki de o ara bakmış
telefona gelen mesajda da " Şubat’ın bu gereksiz önemli gününde benimle
yemek yer misin?" Yazmaz mı wallpaperı da görmez mi görmüş ama bana asla
çaktırmıyor. Bende süper rahatım. Neyse gittik kasaya yırtına yırtına aldığı
hediyesini kafama atar gibi tutuşturdu elime. Gram bir şey anlamadan yürüyorum
arkasından. Kapıya geldik. Bana döndü
“Kendine iyi bak senden nefret ediyorum benim
duygularımla oynadın.” gibi bir konuşma yaptı. Şu zamana kadar ilişkilerimde
aldatan taraf hiç olmadım. Zaten bu bir ilişki değil. Ben arkadaşça
yaklaştığımın arkasında durarak cevap verdim. Kendisi tabi kafasına kurduğu
ütopyada yaşamış. Asıl sorun diğer altın yumurtlayan gluk dediğim arkadaşla da
aramızda şuan için bir şey olmaması. Bu durumun sadece jest olması. Tabi bunu
ben anlatmaya çalışsam da kabasakal dinlemedi.
Elimde
poşetle arkasından bakarken aklıma bir yıl önce bana aynı bu şekilde oluru var
ama olmaz der gibi ışık yaktığı zaman ve sonradan kaçmak için attığı mesaj
geldi. Bu aklıma gelene kadar üzülüyordum ama üzüntüm çabuk geçti. İlahi adalet
mi testi su yolun da bir takım üzücü hadiseler mi yaşadı bilemem.
Neyse
sövmelerinin ardından gitti. Giderken yerlerde buz olması nedeniyle iki kerede
kayıp düştü. 10 dakika sonra aramak istedim. Baktım ki her yerden
engellemiş.
Tamam, ayarı ben vermiş olabilirim teknik olarak ama teoride
ilahi adalet. Hiç yokken güven kapılarımı açarak bir adım atmışım sen yirmi
dört saat duramadan elinin tersiyle itmişsin beni. Bir yıl sonra pişman olup
aynı adımı bekliyorsun benden. Peki, ben sana o adımı atmadım mı?
Attım
ama tepene.

Yorumlar
Yorum Gönder